93 Harbi, Gönenli Zeki Baba, Edirne gezisi ve “iyilik yapmak”

Alişan Hayırlı

duygularını belli ederken, Zeki Baba hala sükunetini koruyor, heyecanını belli etmiyor ve duygularını açığa vermiyor. Ama ben biliyorum ki, içinde çok yoğun bir duygu değişimi yaşıyor.

Balaban Köyü küçük ama zamanın en zengin köylerinden biriymiş… Şimdi nüfusu azalsa da evleri büyük ve güzel, bahçeli ve bahçelerde envaı türlü meyve ve çiçekler yetişmiş… Zeki Baba’nın akrabalarının evleri de öyle… Nejat’ın bahçesinde, kendiliğinden yetişen şeftaliden koparıp yedik. O da ne? Bu nasıl bir lezzet Allahım? Ben Gündüzbeyli olmama ve Gündüzbey’de dünyanın en lezzetli meyvelerini yememe rağmen ömrümde böyle bir şeftali hiç tatmadım. Dönerken yüzsüzlük gösterip üç adet kopardım ve eve getirdim, Zeki Baba’ya da vermedim, bencillik yaptım. Çekirdeklerini Gündüzbey’e götürüp orada ekeceğim.

Evin hanımı Gülcan Yenge’nin alelacele kurduğu sofrada bize ikram edilen yemekler de çok lezzetliydi. Neden acaba? Yıllar sonra yapılan sıla-i rahimin etkisi mi? Baba ocağı olduğu için mi? Bu tarihi bulaşmanın yemeğe yansıması mı? Odaları kaplayan koyu sevgi ve muhabbetin buhar olup yemeğe sinmesi mi?

Vefatlar, düğünler akraba ziyaretlerinin vazgeçilmez konusudur, kim ölmüş, kim kalmış, kim nerede ne yapıyor? Hepsi bir kere daha hatırlanıyor ve yad ediliyor. İlk defa öğrenilen bilgiler “Ya öyle mi?”, “Vah vah!” ya da “Maşallah”, “Ne güzel!” nidalarıyla anılıyor. Maziler birbir dökülüyor gözler önüne, sanki yeniden yaşanmış gibi dile getiriliyor. Hiç görüşülmemiş ya da uzun yıllar önce görülmüş akrabalar, hasret ve özlemle, biraz da buruk bir duyguyla anlatılıyor. Yüzler gülüyor, sevinç ve heyecan zirve yapıyor, herkes bu ani ziyaret karşısında biraz da şaşkın… Ama tatlı bir şaşkınlık…

Bu sefer bitişik evden hızla ve büyük bir sevinçle koşan bir kadın, öyle iştahla kucaklaşıyor ki Zeki Baba’yla… Amcası torunu Emel abla… “Aaa Zeki abi gelmiş… Aman Allahım, gözlerime inanamıyorum.” Kadının eli ayağı tutuşuyor adeta… Yaşlı annesine bakmak üzere köye gelmiş… Karşısında aniden Zeki Baba’yı görünce nasıl da heyecanlandılar. Osmanlı şurubu, meyve ikramı eşliğinde koyu bir sohbet daha başladı Emel ablanın baba evinde…

Balaban köyünde son olarak ziyaret edeceğimiz yer Köy kahvesi… Köyün ekabir takımı, yaşlılar bir anda Zeki Baba’nın etrafını sardı. Rahmetli Alirıza Dayının oğlunun köye geldiğini duyanlar akın akın kahveye koşuyor. Köyün en yaşlıları Alirıza dayıyı tanıdıklarını söyleyince Zeki Baba iyice kulak veriyor. Babasının ismini duydukça adeta kendinden geçiyor, hiçbir kahve muhabbeti bu kadar mutlu etmemiştir Zeki Baba’yı…

Artık ayrılık vakti… Yıllar sonra yapılan ziyaretin sonuna geldik.

Bir daha görüşülmek üzere, sık sık gelip gitme sözleri verilerek, aile boyu gelinsin diyerek vedalaşılıyor. Geride tatlı bir iz ve hatıra bırakılarak… Biz de Oktay abiyi tekrar Uzunköprü merkezine bırakıp Edirne’ye dönüyoruz.

(Zeki Baba, Uzunköprü ve Balaban ‘daki akrabalarını geçmiş  yıllarda köyde bir iki kere ziyaret etmiş,İstanbul’da da zaman zaman görüşmeler olmuş.Ne var ki 1920 lerde başlayan ayrılık o yılların koşullarında zamanla derinleşmiş ve malesef üçüncü,dördüncü kuşaklara gelindiğinde akrabaların birbirlerini tanıyıp bilememe derecesine varmış.Zeki baba bu tür ziyaretlerin zamanla akrabalar arası ilişkileri canlandıracağına inandığını söylüyor.)

Edirne… Mimar Sinan’ın muhteşem eseri Selimiye’nin ustalık eserinin bulunduğu serhat şehri… Eski Cami ve Üç Şerefeli Cami Selimiye’ye eşlik ediyor. Göğe yükselen dört minaresi, kubbesi ve işlemeleriyle… sanki benden daha iyisi yok der gibi sesleniyor. Meydan okurcasına… Osmanlı’nın ulaştığı zirveyi simgeliyor Selimiye… Seyri doyumsuz, saatlerce hatta günlerce bakıp dursanız bıkılmayacak şahane bir eser. Şiir gibi… Hayranlıkla seyrediyoruz.

Bir vakit namaz Selimiye’de, sonra Eski Cami, sonra Üç Şerefeli Cami… Camileri, köprüleri, medreseleri, şifahaneleri, tarihi eserleriyle Osmanlı’ya 100 yıla yakın başkentlik yapmış rüya şehir… Taşı toprağı tarih olan kutsal bir belde… Tunca’sı, Arda’sı ve hele hele Meriç’i ile gezenleri mest eden serhat beldesi…

Akraba ziyaretleri ile mest olan Zeki baba bu sefer Edirne’nin güzellikleri ve muhteşem eserleriyle bi kere daha mest oluyor. Selimiye’yi birkaç defa görmüş olmamıza rağmen her seferinde ilk defa görmüş gibi haz duyuyoruz.

Bağrında Selimiye gibi muhteşem bir eseri barındıran bu tarihi şehri Zeki Baba ile gezmek ayrı bir zevk…

Peki Zeki Baba’yı özel kılan nedir? Hangi özellikleri; bir gezi ve makale konusu yapmamızı, örnek bir şahsiyet olarak sunmamızı sağlamaktadır. Ne gördük bu fani beden üzerinde, ne saklıyor bu 66 yıllık hayat içinde? Nasıl bir kimlik inşa etmiş?

Bakalım;

Sağlam bir dimağ, ahlaklı bir karakter, yardım sever bir kişilik, tevhidi bir inanç, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerji ve mükemmel bir sorumluluk bilinci… Zeki Baba’nın kapısına gelen hiç kimsenin boş döndüğü görülmemiştir. Yolda yürürken karşısına dikilen bir dilenciye yardım etmeden önce mutlaka onunla şakalaştığı ve bir ünsiyet kurduğu görülmüştür. Yardım ettiğini belli etmez, sanki arkadaşına verir gibi… İyilik yapmayı ve yardım etmeyi, hayatının en önemli eylem planı yapmış…

Her yerde ve her zaman İslami konuları anlatırken şunu söyler: “Din çok sadedir. Allah’a ve ahirete gereği gibi iman ve salih amel…” İyilik yapın, der durur Zeki Baba… Bizi kurtaracak eylemin iyilik olduğunu beyinlere yerleştirmeye çalışır. Her alanda olduğu gibi dini anlayışta da özgün bir karaktere sahiptir. Aklını sonuna kadar kullanır. Sözleri ile eylemleri arasında tam bir uyum vardır.

Zengin ve nüfuzlu kişilerle değil daha çok fakir, kimsesiz, mazlum ve gariban fakat aynı zamanda ahlaklı ve karakterli insanlarla dostluk kurar. Sokaktaki bir temizlik elemanı, bir işçi, bir hamalla iletişim kurmaktan büyük zevk alır.

Hep haktan, hukuktan ve adaletten yanadır. Kendi öz çocuğu da olsa adaletten asla taviz vermez. Bir keresinde gariban bir kişi ile bürokraside yüksek bir görevi olan yakın bir dostu arasında kalmıştı da garibanı tercih etmişti.

Müthiş bir zekaya, mukayese yeteneğine ve analitik düşünme becerisine sahip… Bilgileri, haberleri ve duyduklarını akıl süzgecinden geçirir ve okuduğu her kitabı mutlaka sorgular.

Paylaşımcı, kadirşinas, vefalı ve duyguludur.

Hislerini kaybetmemiştir. Edebiyatçı kişiliği, şiire ve şarkılara olan düşkünlügünde de kendini gösterir. Mehmet Akif’in şiirlerini ve Yahya Kemal’in eserlerini okurken çoğu kez ağladığına şahit olmuşumdur.

Kelime ustasıdır. Yanında konuştuğunuzda, bir kelimeyi yanlış kullandığınızda ya da yanlış aksanla telaffuz ettiğinizde hemen yakalar, asla affetmez.

Bu Haberi Sosyal Medya'da Paylaşın
Facebook
Instagram
Twitter
Bülten Üyeliği