NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE…

Büyük önder ATATÜRK,

işte Trakya, Anadolu halkına Türklük ruhunu bu sözlerle aşılamıştır. Trakya, Anadolu toprağında hangi ırk, hangi dil, hangi din yaşarsa yaşasın Türk ruhunu taşımalıdır. Bize verilmek istenen ırk değil, ırk özellikleridir. Bu topraklara yakışacak tek ruh Türk ruhudur.

Osmanlı,  Anadoluya sonrada Trakya ya girdikleri zaman Türk ırkı olarak girdiler. Türk boyu olan birçok toplulukta Anadoluya girmişti. Anadolu da yaşayan o zamanki, ırklar şimdiki gibi karışıktı, biz gelerek sadece birde Türk ırkını eklemiş olduk. Türk yapısı gereği ırk tutucusu olmadığından yeni geldiği anadolu topraklarında kendilerine toprakların yerlilerinden eş seçtiler. 1071 yılında anadoluya girmiş kabul edilse de, çeşitli boylarla çok daha önceden anadolu topraklarına girmişlerdir.

Avrupa Hunları, altıncı yüzyılın sonlarına doğru trakya ve anadolu topraklarına girdiler. Yerleşik düzene geçmediler. Aynı yüzyılda Sabar türkleri anadoluya geldiler.

1018 de Çağrı beyin önderliğinde, Selçuklular, Anadoluya girdiler, bir süre kaldıktan sonra, Buhara ya geri döndüler.

Her ne kadar Trakya ve Anadolu türklerle tanışmış olsalarda, bu türk boyları yerleşik düzene geçmemişlerdir.

1071 den itibaren artık Trakya ve Anadolu kalıcı Türklerle tanıştılar. Osmanlı beyliği hızla büyüyerek, Osmanlı İmparatorluğuna gitti. Osmanlı her ne kadar türk adıysa da, Orhan Bey den başlayarak, hanedan türklükten uzaklaşmıştır. Orhan Beyin eşi Nilüfer hanım/asıl adı Holifera yada Olivera, Bilecik Tekfur nun oğluyla nişanlı, Rum asıllı, babasıda Yenişehir tekvuru Mihalis tir/

Murad Hüdavendigar ın annesidir. Sonra saraya gelen bütün cariyeler Türk değildi, yani Orhan beyden itibaren Osmanlı Sarayı Genetik olarak türklükten uzaklaşmıştır. Saray yönetimi, yeni çerilerin hiç biri türk değildi.

Türkler sadece savaş için kullanıldı, o yüzden, Yurt dışında Türküm deyince insanlar hoşlanmaz, ülkelerini alan, yağmalatan bakın dikkat edin yağmalayan demiyorum yağmalatan diyorum, çünkü yamalayan yeniçeri ydi. Halen daha yurt dışında  anneler çocuklarını TÜRKLER GELİYOR diye korkutuyorlar.

Osmanlı döneminde,Trakya ve Anadolu da ezilen bir halk olan Türkler, Büyük önder Atatürk sayesinde gerçek kimliklerine kavuşmuşlardır. Atatürk, bu topraklarda yaşayan bütün topluluklara TÜRK adını vermiştir. Burada verilmek istenen Türk Ruhudur.

EVET TÜRKLÜK BİR İDOLOJİ, RUH, İLKE, YAŞAM ŞEKLİDİR.

Dünyanın bir çok ülkesinde bizim topraklarımızdan daha çok Türk vardır. Ama salt TÜRK adını taşıyan toprak bizim topraklarımızdır.

Boşnak Türkleri, Arnavut Türkleri, Başka dinlerden olup, müslümanlığı seçtiği için ülkelerinden sürülüp Türkiye ye gelen kendini türk hissedenler,  Pomak Türkleri, Çıtak Türkleri, Dağıstan Türkleri, Avar Türkleri, Ermeni Türkleri, Yahudi Türkleri, Süryani Türkleri, Kürt Türkleri, Rum Türkleri, Romen Türkleri vb.

İşte ruhun adı budur, türklük ruhu…

Bu topraklar insana büyük bir enerji verir. Vatan sevgisi verir, Sabır verir, Sabır sonu başarı verir, Bu toprağın insanı kaçmaz savaşır, kadını, erkeği, çocuğu savaşır, kurtuluş savaşı sırasında onlarca okul öğrenci mezun edemedi, çocuklarımız bile gözü kapalı ölüme koştular, şehit olmak hepimizin en büyük hayalıdır,  toprak verilmez…

Osmanlı neredeyse dünyanın yarısını almış iken, neden sadece bu topraklar kalmıştır bir düşünün…

Barış Pınarı Harekatı na bir bakın, sınırdaki vatandaşlarımız evlatlarını, eşlerini güvene aldılar ve sınırdaki evlerine geri döndüler, kaçmıyorlar, korkmuyorlar…Onlar KÜRT TÜRKLERİDİR.

Bu ruh malesef Suriye lilerde yok. Türkiye de yaşayan beş milyon Suriye linin neredeyse yarısı erkek, genç, sağlıklı kaçıp gelmişler. Bizim Mehmetçimiz hem terör hemde onların yaşamları için savaşırken, bizim sınırımızdaki vatandaşlarımız göğüslerini siper ederken, Suriye li erkekler yüzleri kızarmadan topraklarımızda yaşayabiliyorlar.

Bu yüzden toprakları işgal ediliyor, terör yuvasına dönüyor. Mehmetciğimizde canıyla, kanıyla bu sounları çözmeye çalışıyor.

Çanakkale savaşını bir düşünün, karı, koca yere ayaklarından kendilerini çiviliyerek yan yana savaştılar. Birlikte öldüler. Kurtuluş savaşında tanıdık KARA FATMA YI ve nice adı saklı kadın kahramanlarımızı…Analarımız taşıdı omuzlarında silahı askerlerimize, onlar dikti giysilerini, onlar yaptı yemeklerini, kaçmadılar. Evlatlarını kaçırmadılar, 10 yaşındaki evlatlarını doğunun kışında askerlerimize silah götürmek için yolladılar. O yavrular köylerine hiç dönmedi. Bu anneler ve çocuklar KÜRT TÜRKLERİYDİ…

Ama biz bu toprakları düşman güçlerine teslim etmedik. TÜRK RUHU ETMEDİ.

İnanıyorum, şu topraklarımıza gelen Suriye lilerin bu topraklarda doğan çocukları var ya , babalarından çok daha vatan sever olacaklar.

İşte o zaman, küçük MUHAMMED DEĞİL, BABASI ŞEHİT OLUP, EVLADINI KORUYABİLECEK. Bir baba evladını, eşini, vatanından daha çok düşünebilir.

Ozaman aile büyükleriyle eşleri ve çocukları Türkiye ye yollanır, ama genç erkekler savaşır. Ancak savaş böyle kazanılır. Yoksa Suriyelilerin Vatan toprağı olması gereken yerler, terör yuvası olup, gelişmiş ülkelere peşkeş çekilir.

Bu yüzden en büyük övünç kaynağım bu topraklarda doğmuş olmak, Türk Ruhunu taşımak ve NE MUTLU TÜRKÜM DİYE BİLMEMDİR.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE

Bu Haberi Sosyal Medya'da Paylaşın
Facebook
Instagram
Twitter
Bülten Üyeliği