AMERİKA, AVRUPA HAYRANLIĞI ÜZERİNE

Yaklaşık 4 ay önce Çin’de başlayan virüs salgını sonrası dünyada yaşananlara baktığımızda özellikle zengin dediğimiz ABD, İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerin son derece hazırlıksız yakalandıklarını görüyoruz. Gerçektende ileri teknoloji içeren sanayileri sayesinde dünya ekonomisini elinde tutarak paraya para demeyen ülkelerin yıllarca kazandıkları paralarla yaptıkları sermayeleri çeşitli konularda harcarlarken sağlık konusunda halklarının yararına kullanmadıklarını görüyoruz.

Özellikle salgından en çok etkilenen ülkelerin başında gelen Fransa, İtalya ve ABD’nin gerek maske gerekse solunum cihazları ile beraber yoğun bakım servisi bakımından çok zayıf kaldıklarına şahitlik ediyoruz. İşin daha da ötesinde Avrupa ve ABD’de uygulanan sağlık sistemine baktığımızda genel manada  parasız olanların sistem dışında kalarak bir test dahi yaptıramadığı haberlerini alıyoruz. Demem o ki yıllardır zengin ülkeler olarak adlarını yazdıran ülkelerin aslında yaşamsal dediğimiz sağlık konusunda fazla bir şey yapmadıklarını şu ani ortaya çıkan salgın vesilesi ile öğrenmiş bulunuyoruz.

Hastaneler konusunda Türkiye olarak baktığımızda geçen günde yazdığım gibi bir çok gelişmiş ülkelerden gerek sağlık ordumuzun iyi çalışması gerekse temiz, donanımlı hastaneler olarak onlardan aşağı olmadığımızı hatta uzmanlarımızın ifadesiyle mesleki bilgi ve uygulama bakımından da çok başarılı işlere imzalar attığımızı duymak ve de görmek Türk milleti olarak bir gurur kaynağı olduğunu düşünüyorum.

Şu yaşadığımız çok önemli günlerde bir diğer gözlemiz ise eksiklikler ve yapılması gerekenler noktasında başta bilim kurulu olmak üzere uygulayıcı olarak yöneticilerin ve emniyet güçlerimizin birlikte uyumlu olarak iyi çalıştıklarını da söyleyebiliriz. Bu arada eğitim camiamızın maske yapımı konusunda hemen devreye girerek ihtiyaçları giderme çalışmalarını millet dayanışmamızın iyi örneklerinden birisi olarak değerlendiriyorum.

Tamam da devlet ve belediyeler bu kadar yoğun çalışmalar yaparken toplum olarak bu çalışmalara evlerden dışarıda kalarak adeta bir engel çıkartmaya çalıştığımızı da görmemiz gerekiyor. Baksanıza uğurlamalar, gece eğlenceleri, gezmeler gibi sokağa çıkarak, maskesiz gezerek virüsü taşıma fiilini çok umursamadığımızı görüyoruz. Unutmayalım ki bu virüsün şakası hiç yok. Bulaşma sayıları daha da artarsa eğer bu kez çok daha fazla sayıda sevdiklerimizi kaybetme tehlikesiyle karşılaşabileceğimizi artık çok iyi düşünmemiz gerekiyor.

Bu arada tüm dünyada olduğu gibi bizde de  aşı bulma ve tedavi konusundaki çalışmaların son derece hızlı bir şeklide devam ettiğini de iyi biliyoruz. Ancak Fransa’dan gelen bulunacak bir aşının ilk tecrübeleri için yapılan bir haber oldukça can sıkıcı bir haberdi doğrusu. Ne diyordu Fransız doktor. Yapacağımız aşının denemelerini önce Afrika’da yapalım. Olacak şey mi bu yahu. Kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz anlamak mümkün değil bu anlayışı. Bu güne kadar çok örneklerini gördüğümüz gibi bu anlayışlar demokrasi ve insan hakları söz konusu olduğunda bunlar hep kendileri için düşünüp, arıyorlar. Geri kalmış ülkeler onlar için bir değer ifade etmiyor anlamındaki bu davranışların artık modern dünyada kabul görmemesi gerekiyor. Bu konuda bırakın diğer ülkeleri kendi ülkesinde bile bu anlayışın ret edilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Sonuç olarak toparlarsak eğer gelişmişlik sadece teknolojik büyüklüklerle değil bu salgından çıkartılan dersler sonucu halklarının sağlığı için her türlü kolaylığın yaratılması noktasındaki tartışmaların artık ülke gündemlerinde, siyaset masalarında yer alacağını hatta hiç düşmeyeceğini de söylemek istiyorum.

Bu Haberi Sosyal Medya'da Paylaşın